Ziyaret Yerleri
Hz. Musa ve Harun
Hz. Musa’nın doğumundan önce Firavun korkulu bir rüya gördü. Firavun bütün sihirbaz, kahin ve falcılarını topladı, rüyasını yorumlamalarını istedi.Rüyadan çıkarılan sonuç şuydu: İsrailoğullarından doğacak bir çocuk Firavun’un tahtını elinden alacak, dinini değiştirecekti. Bunun üzerine Firavun, korkunç emri verdi. ” İsrailoğullarından doğacak bütün erkek çocukları öldürülsün!” Hz. Musa, Hicretten 2348 sene önce dünyaya geldi. Hz. Musa’nın annesi, doğum yaklaştıkça büyük bir heyecan ve sıkıntı içine girmişti. Allah Teala, ona, doğacak çocuğu emzirmesini ilham etti. Başına bir şey gelmesinden korktuğunda da onu sandık içinde Nil nehrine bırakmasını, korkmamasını bildirdi. Hz. Musa’nın peygamber olacağını haber verdi. Musa, sarayın hizmetçileri tarafından nehirde bulundu ve Firavun’un hanımı çocuğu sahiplendi. Firavun’un hanımı Asiye, saliha bir kadındı. Hz. Musa, peygamberliğini açıkladığında ona iman edecek ve Firavun tarafından şehit edilecekti. Hz. Musa’ya bir süt anne aranıyordu. Fakat o, getirilen kadınların hiç birini emmiyordu. Böylece Allah Teala, lutfu ile annesini Hz. Musa’ya kavuşturmuştu. Hz. Musa, Firavun’un sarayında bir prens gibi yaşıyordu. Hz. Musa, 18- 20 yaşlarına geldiğinde Allah Teala, ona peygamberlik verdi. Bir gün Hz. Musa, şehirde İsrailoğullarından birisi ile bir Kıptinin kavga ettiğini gördü. Mısırlı hasmına saldırdığı sırada Hz. Musa, bir yumrukla Kıptiyi yere serdi. Bu darbe ile Mısırlı ölüverdi. Oysa Hz. Musa’nın niyeti onu öldürmek değildi. Allah Teala, istemeyerek işlediği bu cinayetten dolayı onu affettiğini bildirdi. Ertesi gün, Hz. Musa’nın bir gün önce kendisine yardım ettiği İsrailoğullarından olan adam, Hz. Musa’yı ele verdi. Firavun’un askerleri Hz. Musa’yı aramaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Musa, Mısır’ı terk ederek bilinmeyen bir yöne doğru yürümeye başladı. Bu istikamet, Hz. Şuayb’ın memleketiydi. Medyen suyu başına vardığında kalabalığa karışmayıp, geride duran iki kızı fark etti. Onlara yardım etti, sürülerini suladı. Hz. Şuayb, kızlarına yardım eden delikanlı ile tanışmak istedi ve onu davet etti. Hz. Musa, Mısır’da başına gelenleri anlattı. Hz. Şuayb, çalışması karşılığında kızlarından birisi ile evlenmesini teklif etti. Anlaşma müddeti sona erence Hz. Musa, hanımını ve çocuklarını alarak Mısır’a doğru yola çıktı. Tur dağı civarına geldiklerinde ve ateşe ihtiyaçları varken uzakta bir ağaçtan çıkıp göğe doğru yayılan bir nur gördü. Onun yanına geldiğinde bir nida işitti” Ey Musa! Muhakkak ki, Ben senin Rabbinim. Şimdi ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen, mukaddes Tuva vadisindesin.” Rabbinin yüce huzurunda bulunmanın heybetinden Hz. Musa adeta ölü gibi hareketsiz hale geldi. Bir melek göndererek Allah Teala, onun kalbini güçlendirdi. Allah Teala, kendisini peygamber seçtiğini bildirdi. Bunun üzerine Hz. Musa, asa ve beyaz el gibi İlahi mucizelerle donatıldıktan sonra kendisine Firavun’a gitmesi emrolundu. Gidilecek kişi, yeryüzünün en zalim, en cebbar ve hunhar birisiydi. Bu yüzden Hz. Musa, dua ederek Allah Teala’nın yardımını diliyor ve kardeşi Harun’u da yanında arkadaş istiyordu. Hz. Musa ve Harun, Firavun’a gittiler ve ona hakkı tebliğ etti. Firavun, ikna olmayınca Hz. Musa, elindeki asayı yere attı, koskoca bir yılan oluverdi. Firavun çok korktu ve İsrailoğullarını serbest bırakacağına söz verdi. İkinci mucize olarak da elini koynuna sokup çıkardı, bakanların gözlerini kamaştıran bembeyaz bir nur kesildi. Firavun, Hz. Musa’yı usta bir sihirbaz zannetti ve memleketin en usta sihirbazlarını saraya çağırdı. Sihirbazlar toplandı. Önce onlar sihir yaptılar, hazırladıkları sihir aletlerini yerlere atınca öteye beriye koşuşan yılanlar oluverdiler. Hz. Musa, bir anlık bir korku hissetti. ” Korkma! Üstün olan sensin” İlahi hitabıyla bütün korkusu gitti. Hz. Musa, Allah’ın emri ile asasını yere attı. Asa yere değer deymez, bir anda korkunç bir ejderha halini aldı. Yılan şeklindeki sihir aletlerini bir bir yutmaya başladı. Bu bir mucize idi. Allah2ın sadece peygamberlerine nasip ettiği bir mucize. Bunu en iyi anlayanlar da şüphesiz ki, sihirbazlar oldu. Hemen secdeye kapandılar ve iman ettiler. Firavun, deliye döndü ve ilahlık davasından vaz geçmedi. Firavun’un baskıları tesirli olmuş, İsrailoğullarından pek az kimse Hz. Musa’ya iman etmişti. Hz. Musa ise müminlerin imanını kuvvetlendirmek için telkinlerde bulunuyor ve Vadedilen Topraklar olan Ürdün, Filistin ve Şam taraflarına yeniden kavuşacaklarını vaat ederek dayanmalarını istiyordu. Hz. Musa’nın Mısır’daki mücadelesi sona ermişti. Bu inatçı kavme hiçbir söz tesir etmiyordu. İsrailoğullarının Mısır’dan çıkıp gitmesine Firavun’un müdahale edebilecek gücü kalmamıştı. Allat Teala, Hz. Musa’ya kavmini geceleyin yola çıkarmasını emretti. Firavun ve askerleri tarafından takip edilecekleri de kendisine vahy edildi. Firavun, Hz. Musa’nın peşine düştü. Hz. Musa ve beraberindekiler, Kızıldeniz kenarına vardıklarında Firavun da iyice yaklaşmıştı. Gerçekten kurtuluş ümitlerinin bittiği görünüyordu. Hz. Musa, böyle bir anda denizden geçmekle emrolundu ve asası ile denize vurdu. Deniz açılınca yürümeye başladılar. Firavun atını denize sürdü. Deniz Firavun ve ordularının üzerine kapanmaya başladı. O sırada Furavun iman etti. Böylece Firavun ve zalim ordusundan tek fert kalmamak üzere, hepsi boğulup cezalarını bulmuştu. Ölüm anındaki iman makbul değildir. Ancak Firavun’un makbul olmayan bu imanının karşılığını Allah, dünyada vermiş ve onun cesedini kurtaracağını bildirmiştir. Kuran’ın mucize olarak verdiği bu habere uygun olarak, Firavun’un cesedi asırlar sonra bulunmuştur ve halen Londra’daki British Museum’da teşhir edilmektedir. İsrailoğulları, Kızıldeniz’i geçtikten sonra artık Firavun’un zulmünden kurtulmuş ve hürriyetlerine kavuşmuşlardı. Onları yeni ve zorlu bir mücadele daha bekliyordu. Çünkü geldikleri yerin halkı da zorba ve güçlü bir kavim idi. Hz. Musa, onların Mukaddes Topraklara gideceklerini vaat etti. Ancak bu kavmi dize getirdikten sonra bu yerlerin sahibi olabileceklerini bildirdi. O tarihte Mukaddes Topraklar üzerinde kurulu üç şehir vardı. Bunlar; Eriha, Nablus ve Kudüs’tü. Eriha’ya yakın bir yerde konakladıklarında Hz. Musa, İsrailoğullarından Mukaddes Topraklara girmelerini, düşmandan korkup da geri dönmemelerini istedi. Hz. Musa’ya itiraz ettiler. ” Sen ve Rabbin gidin, onlarla şavaşın” diyecek kadar alçaldılar ve insanlıktan çıktılar. Halbuki Allah’ın ihsanını gözleri ile görmüşlerdi. Hz. Musa bu sapıklık karşısında Allah’tan kendi ve Harun ile yoldan çıkmış kavmin arasını ayırmasını istedi. Bu isyanları üzerine Mukaddes Topraklar, İsrailoğullarına kırk yıl müddetle haram kılındı. Hz. Musa’nın bedduası sebebiyle İsrailoğulları, kırk yıl Mukaddes Topraklara girememiş, yersiz yurtsuz kalmışlardır. Mukaddes Topraklara girmek ancak Hz. Musa’ya isyan edenlerin çocuklarına nasip olmuştur. İsrailoğulları isyanları sebebiyle Tih çölünde yaşamaya mahkum edildiler. Çöl hayatı, açlık, susuzluk demekti. Bu yüzden Hz. Musa’ya boyun eğerek, emirlerine karşı gelmemek üzere söz verdiler. Hz. Musa, mucizevi asasını bir kayaya vurarak onlar için pırıl pırıl sular fışkırttı. Üstelik güneşin yakıcı sıcağını perdeleyen ince bir bulut belirdi. Allah Teala, ayrıca gökten kudret helvası ile taze bıldırcın eti göndererek açlıklarını giderdi. Hz. Musa’ya Tevrat nazil oldu. İsrailoğulları, bütün emirlere riayet edeceklerine dair hep birden söz verdiler. Zaten buna mecburdular. Zira Tur Dağı, başlarının üzerinde her an düşüp hayatlarına son verecek şekilde duruyordu. Hz. Musa, kardeşi Harun’un vefatından sonra üç yıl daha yaşadı. Hz. Musa, kavmini Lut Gölü’nün güneyine götürdü. Daha sonra Şeria nehrinin kenarına vardılar.